3 Kasım 2026 KonyaParçalı Bulutlu 18°
Dolar50,0042+0,06%Euro55,98040,00%Gram Altın6.270,46-1,09%
Son Dakika

KENDİ HAKKINI TAM, BAŞKASININ HAKKINI EKSİK!

1000722874

KENDİ HAKKINI TAM, BAŞKASININ HAKKINI EKSİK!

Mutaffifîn Sûresi’nin uyarısı, ölçü ve tartının ötesinde bir adalet meselesini önümüze koyuyor.

Kendi hakkımız söz konusu olduğunda terazinin ibresini dikkatle izleriz. Bir gram eksiği bile fark eder, hakkımızın eksiksiz verilmesini isteriz. Fakat sıra başkasının hakkına geldiğinde, aynı hassasiyeti nedense göstermeyiz; ölçümüz gevşer, terazimiz çoğu zaman kendi tarafımıza doğru eğilir.

İşte Kur’an’ın Mutaffifîn Sûresi’nin ilk âyetlerinde ağır bir uyarıyla dikkat çektiği ahlâkî problem tam da budur.

“Veyl olsun (vay hâline, yazıklar olsun) ölçü ve tartıda hile yapanlara! Onlar insanlardan ölçerek aldıklarında tam alırlar; kendileri onlara ölçerek veya tartarak verdiklerinde ise eksiltirler. Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?” (Mutaffifîn, 83/1-4)

“Mutaffif”, kelime anlamıyla ölçü ve tartıda hile yapan, başkasına vereceği şeyi eksilten kimsedir.

Ancak sûrenin ortaya koyduğu ahlâkî ilke, yalnızca pazar yerindeki terazilerle sınırlı değildir. Mesele, insanın kendi hakkını eksiksiz isterken başkasının hakkını eksiltmesidir.

Bir başka ifadeyle mutaffif; kendisine gelince hakkını en hassas terazide ölçen, başkasına gelince terazinin hassasiyetini kaybeden insandır.

Bugün bu terazi yalnızca pazarda kurulmaz.

Okulda, iş yerinde, camide, makam odasında, adliyede, ticarette, siyasette ve aile hayatında da kurulur.

Maaşını Tam Alan, Görevini Eksik Yapan

Devletten veya işvereninden ücretini eksiksiz isteyen; maaşı bir gün geciktiğinde hakkını arayan, fakat karşılığında yapması gereken işi savsaklayan, görevini eksik yerine getiren kimse de kendi terazisini sorgulamalıdır.

Öğretmen için bu, aldığı ücretin karşılığında eğitim ve öğretim sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmemek olabilir.

Din görevlisi için, kendisine emanet edilen din hizmetini ihmâl etmek olabilir.

Amir, müdür veya herhangi bir çalışan için, mesaisinin ve görevinin hakkını vermeden ücretinin tamamını hak olarak görmek olabilir.

Vatandaşın işini gereksiz yere geciktiren, “işlemler böyle” diyerek insanları bekleten; fakat tanıdığı veya yakını geldiğinde aynı işi kolaylaştıran görevli de aynı ahlâkî sorunun başka bir yüzünü göstermektedir.

Adaleti yakınlık, makam, nüfuz veya menfaat ölçüsüne göre değiştirenler de terazinin dengesini bozmaktadır.

Liyakât yerine akrabalığı, dostluğu veya kişisel yakınlığı ölçü alanlar da…

Çünkü adalet, kendimiz için istediğimizi başkası için de istemeyi; kendimiz için reddettiğimizi başkası için de reddedebilmeyi gerektirir.

Mesele Sadece Tartı Değildir

Kur’an’ın ölçü ve tartı üzerinden yaptığı bu uyarı, aslında insanın bütün ilişkilerine uzanan bir ahlâk ölçüsüdür.

Kendisine yapılan haksızlığı günlerce konuşup kendisinin yaptığı haksızlığı “herkes böyle yapıyor” diyerek küçümsemek…

Kendi emeğinin karşılığını sonuna kadar isterken başkasının emeğini değersiz görmek…

Kendi çocuğu için adalet isteyen bir insanın, başkasının çocuğu söz konusu olduğunda adaleti değil, torpili araması…

Kendisine yapılan ayrıcalığı “hakkım” diye görmek, başkasına yapılan aynı ayrıcalığı “haksızlık” saymak…

Bütün bunların temelinde aynı problem vardır:
Terazinin iki kefesine aynı ölçüyü koyamamak.

İnsan kendisine gelince “hak”, başkasına gelince “ne olacak canım” diyorsa, orada yalnızca bir ölçü problemi değil, bir ahlâk ve vicdan problemi vardır.

Asıl Mesele: Bizi Kim Görüyor?

Mutaffifîn Sûresi’nin en çarpıcı taraflarından biri, ölçü ve tartıdaki hileyi anlattıktan sonra meseleyi doğrudan âhiret inancına bağlamasıdır:

“Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?”

İşte meselenin özü buradadır.

İnsan, yalnızca denetlendiği için dürüstse, aslında henüz dürüstlüğün hakikâtine ulaşmış değildir.

Kamera varsa kurala uymak, müfettiş varsa görevini yapmak, denetim varsa emaneti korumak kolaydır. Asıl imtihan, kimsenin görmediği yerde başlar.

Çünkü kamera her yeri göremez.
Müfettiş her an orada olamaz.
Mevzuat her davranışı denetleyemez.
Fakat Allah’ın bilgisi ve kulun kendi vicdanı hiçbir zaman devre dışı değildir.

Ahiret inancı işte burada devreye girer.

Gerçekten dirilişe ve hesaba inanan insan, “Nasıl olsa kimse görmüyor” diyerek hak yememelidir. Kimsenin bilmediği bir emanete ihanet ettiğinde bile onun Allah katında bilinmez olmadığını bilmelidir.

Çünkü büyük gün geldiğinde;

“Benim yakınımdı.”
“Herkes böyle yapıyordu.”
“Bana da aynısını yaptılar.”
“Bu sistemin gereğiydi.”
“Bir şey olmaz.”
gibi mazeretlerin insanı kurtarmayacağını bilmelidir.

Bugünkü Kazanç, Yarının Kaybı Olabilir

Dünyada küçük bir menfaat gibi görünen haksızlık, âhirette çok ağır bir hesabın konusu olabilir.

Görevini savsaklayarak elde edilen ücret…
Hak etmediği hâlde elde edilen makam…
Başkasının hakkı yenilerek kazanılan avantaj…
Yakınını kayırarak başkasının önüne geçirmek…
Bir başkasının emeğini küçümseyerek elde edilen kazanç…

Bunların her biri, insanın dünyada “kazanç” zannettiği fakat âhirette karşısına hesap olarak çıkabilecek şeylerdir.

Bu yüzden insan yalnızca, “Ben ne kazandım?” diye sormamalıdır.
Bir de:
“Bu kazancı elde ederken kimin hakkını eksilttim?”
diye düşünmelidir.

Önce Başkasının Terazisini Değil, Kendi Terazimizi Kontrol Edelim

Burada asıl soru başkalarının mutaffif olup olmadığı değildir.
Asıl soru şudur:
Ben mutaffif miyim?

Maaşım eksik ödendiğinde gösterdiğim hassasiyeti, görevimi yaparken de gösteriyor muyum?

Kendi hakkımı savunduğum kadar başkasının hakkını da savunuyor muyum?

Yakınıma gösterdiğim kolaylığı hiç tanımadığım insana da gösterebiliyor muyum?

Kendi çocuğum için istediğim adaleti başkasının çocuğu için de istiyor muyum?

Bana yapılan haksızlığı eleştirdiğim kadar, başkasına yaptığım haksızlığı da sorgulayabiliyor muyum?

İşte insanın gerçek terazisi burada ortaya çıkar.

Çünkü insanın adaleti, kendisine dokunduğunda gösterdiği tepkiyle değil, başkasının hakkı söz konusu olduğunda gösterdiği hassasiyetle de ölçülür.

Teraziyi Düzeltmek

“Veyl” kelimesi Kur’an’da ağır bir uyarı ve tehdit ifade eder.

Mutaffifîn Sûresi’nin mesajı, insanı ümitsizliğe sürüklemek için değil; hesap günü gelmeden önce kendisine çekidüzen vermesi için sarsıcı biçimde uyarmaktır.

Henüz fırsat varken teraziyi düzeltmek gerekir.
Hakkı sahibine vermek…
Eksik yaptığımız görevi tamamlamak…
Haksız kazancı terk etmek…
Emanete riayet etmek…
Yakınlık yerine liyakâti, menfaat yerine adaleti esas almak…

Ve en önemlisi, kendimiz için istediğimiz hakkı başkası için de istemek…

Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranacak bir kavram değildir. Adalet; evde, iş yerinde, ticarette, görevde, yönetimde ve insan ilişkilerinin tamamında yaşanması gereken bir ahlâktır.

Çünkü adil bir toplum yalnızca iyi kanunlarla kurulmaz.
Kimsenin görmediği yerde bile terazisini dengede tutan insanlarla kurulur.

Öyleyse herkes önce kendi terazisine baksın.
Kendi hakkımızı tartarken gösterdiğimiz hassasiyeti, başkasının hakkını tartarken de gösterebiliyor muyuz?

Cevabı dürüstçe verebildiğimiz gün, belki de Mutaffifîn Sûresi’nin uyarısını başkalarına değil, önce kendimize okumuş olacağız.

Ve belki o zaman, terazinin başında yalnızca başkasının hakkını değil, kendi âhiretimizin hesabını da tarttığımızı fark edeceğiz.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar

Yazarın Diğer Yazıları